6-7 Eylül Olayları: Vicdanımızın Sesini Dinlemek…
Bundan böyle fırsat buldukça bu sitede “bir tarih” kategorisi altında sizlere geçmişten bir sayfa sunmaya çalışacağız. Tabii ki bu sayfada kendimize ait çok şey olacak. Belki yazılanları öznel bulup bilimselliğini reddedeceksiniz. Belki de kendinizden birşey bulup bize katılacaksınız. Fakat her halükarda fikirlerinizi bizimle paylaşmanız hem bizlerin bilgi birikimine katkıda bulunacak hem de tarihi bir olaya farklı perspektiflerden bakma fırsatı verecektir. Giriş babındaki ilk yazımda yakın tarihimizin kara sayfalarından biri olarak gördüğüm 1955 6-7 Eylül olaylarından bahsetmek istiyorum. Haklısınız bugün yıldönümü değil, böyle bir olayı hatırlamak için de yıldönümünü beklemek insafsızca olurdu, ama elbette herzaman bir sebep vardır hatıralarımız canlandıran. Bu trajediyi hatırlayıp bugün buraya taşımama sebepse birkaç gün önce gösterime giren “Güz Sancısı” adlı film. Burada filmin eleştirisini yapmayacağım, sadece bize geçmişimizden bir sayfayı hatırlattığı için teşekkür ediyorum o kadar. Peki nedir 6-7 Eylül olayları, tarihimizin hangi sayfasını canlandırıyoruz?
1955 yılı. Menderes başbakan. Türkiye devlet olalı 35 sene geçmiş ama üzerine kurulduğu harabeden çatırdılar gelmeye devam ediyor. Bu gün de gündemden hala düşmeyen konu “Kıbrıs Sorunu”. Başrolde “Kıbrıs Türktür Cemiyeti”. Bir felaket yaşanmaktadır. Başta Rum vatandaşlarımız olmak üzere diğer azınlıklar özellikle İstanbul ve İzmir’de elbirliğiyle saldırıya uğruyor. Evleri ve işyerleri harabeye dönene kadar yağmalanıyor. Ve Türkiye “homojenleştiriliyor”. Evet, Tarih Vakfı, 6-7 Eylül olaylarını anlatırken bu ifadeyi kullanmış: “19. ve 20. yüzyıllarında çokuluslu imparatorlukların dağılmasını, etnik olarak homojen devletlerin kurulması çabası izlemiştir”. Etnik olarak homojen devlet. Yani artık bazılarının kozmopolit yapısıyla ve hoşgörüsüyle övündüğü Osmanlı İmparatorluğu yoktur, onun yerine “homojen” Türkiye Devleti vardır. Ve madem adı “Türkiye” dir burada Türklerden başkasına da yer yoktur. İlginçtir ki Osmanlı’nın hoşgörüsüyle övünenlerle başta Rumlar ve diğer azınlıkları düşman belleyip yerinden yurdundan edenler aynı kişiler olacaktır.
Hedefinizi belirlediniz mi oraya ulaşmak için her yolu denersiniz. İşte 1955, hedef belli. 6-7 Eylül’de doruk noktasına ulaşan ve bir insanlık dramıyla zirveye çıkan olaylar aslında çok daha öncesine dayanan plan ve programlar, bu doğrultuda yapılan propagandaların ürünüdür. Bu yazıyı yazarken vicdanımın sesini dinlemeye çalıştım. Kaç gündür İsrail’in Gazze’de yaptığı kıyımdan dem vuruyor bütün medya. Bu sitede de böyle bir yazı yayınlandı, sonuna kadar karşı çıktığım. Etrafıma bakıyorum herkes rahatsız İsrai’lin ‘müslüman kardeşlerimize’ yaptığı zulümden. Ama hiçkimsenin aklına gelmiyor tarihin sayfalarını şöyle bir çevirmek, ya da işine gelmiyor. Madem tarihin tekerrür etmesini istemiyoruz onunla yüzleşmeyi göze almalıyız. Vicdanımızın sesini dinlemeliyiz. Filistin’de ölenlere yersiz yurtsuz kalanlara üzülen bizler masum değiliz. Sadece elimize suç işlemek için fırsat geçmediği ya da zamanı gelmediği için kendimizi masum hissediyoruz. Hiçbirimiz masum değiliz.
| Yazıcıya Gönder | Bu kelam kadirzade tarafından 29 Ocak 2009 saat 00:34 civarlarında,BİRTARİH kategorisinde kaleme alınmıştır. Yazı ile ilgili güncellemeleri takip etmek için tıklayın RSS 2.0. Yorum veya kendi sitenizden geribildirim yapabilirsiniz. |


yaklaşık 1 yıl önce
birkalemi uzun süredir takip ediyorum, böye bir kategorinin açılmış olması benim gibi tarih severler için mutluluk verici bir olay, devamını bekliyoruz :)
yaklaşık 1 yıl önce
ne yazık ki tarihin her döneminde katlanılması cok zor olaylar yaşanıyor.milletler devletler üzerinde bir takım oyunlar oynanıyor ve olan hap masum olanlara oluyor. ancak ben bir grup üzerinden o grubun mensup olduğu tüm milletin yargılanmasını kötülenmesini doğru bulmuyorum.evet hiç birimiz masum değiliz.tarihten sayfalar ortaya döküldüğünde bu daha da net anlaşılır sanırım. çünkü her milletin mağduriyeti de olmuştur mağdur ettikleri de. keşke o ve ya şu millet değil de tüm insanlık yaşanan acıların felaketlerin farkına varabilse de oynanan oyunlara fırsat vermese masum insanlar aileler çocuklar bu acıları yaşamak durumunda kalmasalar.
bunlar bir yana bir tarih kategorisinin acılması güzel bir fikir gercekten yazanların kalemine sağlık…
yaklaşık 1 yıl önce
genel itibariyle düşüncelerinize katılıyorum, fakat bazı itirazlarım olacak. Öncelikle “milletler ve devletler üzerinde oynan oyunlar” ifadisine daha geniş bir çerçeveden bakılması gerektiği kanısındayım. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de her devlet ya da her grup bir diğerine/diğerlerine karşı menfaatlerini korumak için bir çeşit oyun içerisindedir zaten. Birdiğerinin kuyusunu kazmak kendi varlığının devamı için şart kabul edilir adeta, tıpkı vahşi doğada olduğu gibi. Biz istediğimiz kadar kendimizi düşünen-medeni varlıklar olarak tanımlasak da bu böyle. Aksine düşünüyor olmamız bizi daha da vahşileştiriyor. Bu durumda, sizin de muzdarip olduğunuz “masum insanlar-çocuklar”ın çektiği acılar belki de hiç bitmeyecektir. Bu konudaki duygudaşlığımız gerçekleri değiştirmeyecektir.
Ayrıca, “millet” kavramına ve bir kimlik-bir etiket yapıştırarak insanları gruplara ayıran her türlü kavrama inanmayan biri olarak, yapılan her türlü vahşetin “insan” olmamızdan kaynaklandığını düşünüyorum. Geçmişimizle yüzleşelim derken de bir “millet” olarak geçmişe bakmak değil “insan” olarak geçmişe bakmayı tercih ederim. Geçmişte ne idiysek bugün de oyuz, bugün Filistin’de olanlar gelecekte en aza insin istiyorsak öncelikler “vahşi doğamızdan” sıyrılmamız gerektiğini düşünüyorum.Bunu da tarihi kendimize bir ayna olarak tutabildiğimiz ölçüde başarabiliriz.
Düşüncelerinizi paylaştığınız için ayrıca teşekkür ederim.