bir sesSesler duydum bugün, her zamankinden farklı sesler. Herbiri farklı bir yerden kalkıp gelmiş, birşeyler söylemeye çalışan sesler… Bir çingeneydi ilki, ve o da bir sesten, hatta seslerden konuşuyordu. “Güzel bir hayat hikâyem olmadı, anlayın.” diyordu bu ses, ama bir huzur esintisi yayıyordu etrafına ve kulaklarım da alıyordu bu huzurdan nasibini, alıp ulaştırıyordu derinlere… Bir Kürd’ün kükreyişi karışıyordu ardından bu sese; dişi bir arslan misali soluyan bir annenin haykırışı; “em aştiê dixwazin”* diyordu bu ses, heyecanlı… Lakin bir tedirginlik vardı bu seste, samimi, bir o kadar da kardeşçe… Belli ki birçok kez haykırmıştı o bu sesi ve duymuştu birçok kimse, ama değil mi ki bu ormanın kralı olmak gerekti duyurabilmek için sesini… Anne haykırıyordu, evladı dağda; anne haykırıyordu, evladı dağdakinin ardında, kardeş kardeşin ardında, ortada tuzak…!, anne haykırıyordu ve sesler git gide artıyordu. Erivan’dan yana kabarttım kulağımı; “vatan” diyordu yaşlı gözlerle bir nine “gözüm kaldı vatanımda”… Çingenem “vatan” diyordu, Kürd annem “vatan”, Ermenistanlı ninem “vatanıma gömün beni” diyordu,… tüm gözler Anadolu’ya bakıyordu… Bu sesleri duyan bir ben değildim elbet, bir yığın insan, çoğu Türk oğlu Kürd, çoğu Kürd oğlu Türk, -Çingene, -Ermeni ve bir o kadar habersiz olduğumuz diğerleri… Herkes dinliyordu, duyuyordu…. Anlıyor muydu bilmiyorum!..

Bugün sesler duydum, farklı sandığım ama aslında içinde olduğum ve hatta kendi söylediğim… Duydum ve yazıyorum şimdi; çingenenin şivesini, Kurmanc’ın haykırışını, Ermeni’nin hissiyatını yazıyorum: Türk’ün lisanıyla… Bir çok ses duydum bugün, sesler duydum bugün… Ve hepsi çok güzeldi.

* em aştiê dixwazin: biz barış istiyoruz