Eğitim çöplüğünde gelecek arayışı
Etiketler | Eğitim fakülteleri, eğitim sistemi, genç nesil, gerçekçi hedefler, ÖSS
İlköğretim sıralarında sorulduğunda bazılarımız doktor, mühendis, pilot hatta cumhurbaşkanı olmak istediğimizi söylerdik. Ancak yıllar ilerledikçe insanlar kendilerine daha uygun ve daha gerçekçi hedefler belirlerler gelecekleri adına. Ve artık hayallerimiz hatta günlük yaşantımız bile bu hedefler çerçevesinde şekillenir. Okullarda gördüğümüz derslere verdiğimiz ağırlık bile bu seçimimizden doğrudan etkilenir, örneğin ingilizce öğretmeni olmak isteyen biri ne diye matematiğe hayvanlar gibi asılayım diyebilir, nasıl olsa işine yaramayacak.
Ve gün gelir daha önceden hedeflediği geleceğe bir adım daha yaklaşmak için bu insanlar ÖSS hendeğinden atlamaya çalışırlar, üstelik bugün son yapılan düzenleme ile yapıldığı gibi daha önce mezun olanları görmedikleri psikoloji sorularına maruz bırakılarak. Netice de hendeği aşmaya çalışanların çoğunun ayağı takılır ve düşerler hendeğin içine.
Hendeği aşanlar ise hayatlarını kurtardıklarını sanarlar ki çoğu insanın asıl yanılgıya düştüğü yer de burasıdır. Çünkü asıl hayat hendekten sonra başlıyor. ÖSS’den önce eğitim kurumlarının gençliğin kafasını bir yığın gereksiz bilgi yığınıyla meşgul etme durumu, sınavdan hemen sonra da devam eder. Örneklendirecek olursak bütün eğitim fakültelerinde öğretmenlik okuyanların psikolojik kuramlara mazur bırakılması gibi. Neden gereksiz ki bunları öğrenmek, öğretmenlik insanla uğraş, insana şekil verme işidir bu nedenle psikoloji alanından yardım almak şarttır diye bir tezle bana karşı çıkabilirsiniz ve bu tezinizde de haklı olabilirsiniz. Ancak şunun altını çizmek istiyorum bu konu da, yaşama uyarlanamayan ileride işime yaramayan herhangi bir bilgi sizce geçerli midir? Tabiii ki hayır. Bu durumda okullarımız da ders veren hocalarımıza bir bakalım ( en azından şimdiye kadar karşılaştıklarımıza bakalım) bunlardan hangisi derslerini üniversitelerde gördükleri psikolojik kuramlara dayandırarak işledi. Haa yok mudur gerçekten bunu yapan, vardır elbette ama onlar da öğretmenlik mesleğine yeni başlamış, ilk yıllarının verdiği heycanla daha tez kanlı olanlardır. Yıllar geçip daha da tecrübeleştikte onlar da Bruner’lerin, Bloom’ların, Vigostky’lerin kuramlarını bir çöp parçası gibi kenara itip kendilerine en uygun olan HAYDAR kuramını benimserler.
Yani diyeceğim o ki, pratikte işe yaramayan her şey gereksiz bir çöp yığınıdır ve bizim eğitim kurumlarımızda ( ilk basamağından tutun, son basamağına kadar) verilen eğitim de külliyen bir çöp yığınından başka birşey değildir. Genç nesillerimiz de maalesef bu çöp yığının içinde can havliyle geleceğini aramakta…..

tebrik ederim, süper bir analiz…
doğru söze ne denir ki…