eğitim felsefeİlk defa lise çağlarında karşılaştığım ve o zamanlar böyle bir dersin neden okul müfredatlarında yer aldığını anlayamadığım Felsefe  ile alanımla ilgili olduğu için üniversite de bir hayli haşır neşir oldum, özellikle eğitim felsefesi ile. Sanırım yaşın ve  o zamanlara göre daha olgun olmanın getirdiği avantaj ya da düşünce sistemi ile yukarıda kendi kendime sorduğum sorunun cevabını buldum artık. Ne var ki bu soru halen bir yerlerde kısmen de olsa duruyor ve bu sefer başka bir açıdan kemiyor adeta beynimi….Bu açı ise doğrudan felsefe dersinin öğretim kurumlarında işleniş şekli ile ilgili…tamam bir ders olarak felsefe var ama felsefenin kendisi sınıflarımızın kapısından içeri bile girmiyor, en azından okuduğum lisede durum buydu.

Ders zili çalar ve kapıdan içeriye kendinden pek te emin, bakışlarımla bile öğrenciyi mum ederim diye düşünen ve bir o kadar da sevildiğini zanneden (halbuki bugün o okuldan mezun olanlara sorsanız %99′u rahmet okur kendisine) sözde felsefe hocası girer. Ardından başlar anlatmaya….yok bilmem Sokrates  böyle der, Aristo şöyle der, İd başını kaldırmış ego olmaz demiş, superego toplum ayıplar demiş, rönesans ve reform hareketlerinden sonra felsefe bir bilim olma yoluna girmiş falan da filan…..Lise sıralarında gördüğümüz bu felsefe dersinin tarih sayfalarından kopup gelen bu bilgilerle, kendine bile hayrı olmayan, daha bulunduğu dala bile tutunamayan, sararıp düşen çürümüş yapraklar arasında ne fark var?

Halbuki yapılması gereken, o taptaze ve her türlü yeniliğe açık, yerinde duramayan fidanlarla beyin fırtınaları arasında yeni düşünce temelleri geliştirmek,  farklı bakış açıları ortaya koymak değilmidir. Öğrencilere var olan bilgiyi, felsefenin temelini oluşturan, sorgulama yeteneğini kazandırmak değil midir olması gereken…Ama yoook ne gerek var bunlara çocuklarımızın beyni bulanır boşverin neme lazım, en iyisi böyle….koy önüne kitabı aç sayfa bilmem kaçı “kızım sen oku, ardından sen ve sen….”.