Hacivat ve Karagöz’ü kaybettik…
Yunanistan için adet haline gelen Türk kültür mirasının simgelerine sahiplenme alışkanlığına Türk lokumundan sonra hepimizin çocukluk eğlencesi ve kültürümüzün bir parçası olan orta oyunumuzun iki önemli kahramanı Hacivat ve Karagöz’de dahil oldu. Hacivat ve Karagörüz’ün, Yunan kültürünün bir parçası olduğu kabul ettirmek için Unesco’ya patent başvurusunda bulunmuşlar.
UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras 3. Hükümetlerarası Toplantısına patent başvurusunda bulunan Yunanistanın iddalarına karşı Uluslarası Kukla Birliği başkanı Massimo Schuster, kuruluşun merkezine Karagözün Yunanlılardan önce Türklere ait olduğu bildirmiş. Ancak gelin görün ki birde bizim Kültür Bakanlığımızın yaptığına bakalım. Yunanistan’ın Hacivat ve Karagöz’ün patentini almaya yönelik girişimine bizimkilerin verdiği cevap UNESCO’ya Hacivat ve Karagöz ile ilgili bir katalog göndermek olmuş. Tamam ne var bunda diyebilirsiniz. Ancak gönderilen katalogun içeriğinde ne yazık ki domuz ve hahamlı figürler bulunmakta…Yani bizimkiler saolsun sahiplenelim derken Hacivat ve Karagözümüzü hediye paketi yapıp komşuya vermişler, Unesco’nun kararını beklemeye gerek yoktur herhalde artık…Ne diyelim tebrikler…
| Yazıcıya Gönder | Bu kelam Yaşarzade tarafından 21 Aralık 2008 saat 15:11 civarlarında,GÜNDEM, KÜLTÜR & SANAT kategorisinde kaleme alınmıştır. Yazı ile ilgili güncellemeleri takip etmek için tıklayın RSS 2.0. Yorum veya kendi sitenizden geribildirim yapabilirsiniz. |


yaklaşık 1 yıl önce
sinirimi kimden alabilirim?
şimdi kimden hesap soralım?
ya da; bunları bir kenara bırakıp Kültür Bakanlığımızın yapamadığını bizler yapabilmek için nasıl bir kampanya başlatalım?
bireysel olarak birşey yapılamaz demeyelim. okuduğunuz bu haber de bereysel bir siteden,
ÖZGÜR MEDYA dedikleri kurumlardan duyamadığımızı burudan duyduk!!!
yaklaşık 1 yıl önce
Milliyet gazetesi muhabiri Ömer Erbil’in, eski devlet tiyatrosu oyuncusu Mustafa Mutlu, araştırmacı Hayrettin İvgin ve karagöz sanatçısı Orhan Kurt ile kotardığı yalan haber ve Metin AND’ın çalışmalarının yok sayılması…
20 Aralık 2008 Tarihli Milliyet gazetesinin birinci sayfasında başlayan ve 17. sayfasında devam eden Ömer Erbil imzalı “Karagöz’ün başı ‘Komşu’ ile dertte!” (internette: http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=guncel&KategoriID=&ArticleID=1030708&Date=21.12.2008&b=Kas%20yaparken%20goz%20cikardik&ver=53 )
“Kaş yapalım derken “Başlıklı Haberde adımın geçtiği, gerçeklerle ilintisi olmayan anlatımlar ve tümüyle şoven bir bakış açısı ardına kişisel çıkarların gizlendiği, başta Metin And olmak üzere, konuya emek vermiş ve topumu bilgilendirmiş tüm bilim çevrelerini ve çalışmalarını yok sayan iddialar aşağıda yanıtlanmıştır:
1-Haberin genelinden, Kültür ve Turizm bakanlığının hazırladığı bir katalog çalışmasına karşı (UNIMA) Milletlerarası Kukla Birliği Türkiye milli merkezinin eleştirileri yer almaktadır. Oysa eleştiri konusu olan ve katalogda yer alan bilimsel makale UNIMA başkanı Mevlut Özhan tarafından benden istenmiştir. Bu ilginç durum ya haberi yapanın, ya da UNIMA üyelerinin konu hakkındaki bilgisizlikleridir. Sonuç olarak bakanlık bu konuda sayfa sınırlaması dışında herhangi bir sansür ve yönlendirme yapmadığından, makale ve makalede kullanılan görseller hakkındaki eleştirinin muhatabı bizzat UNIMA’dır. Konunun UNIMA’nın bilgisi dışında oluşu yalandır.
2-Eleştiri sahiplerinden ikisi bizzat bana sözel olarak soru yöneltip, fikrimi sorduklarını söylemektedir. Tümüyle gerçek dışıdır. Benim bir konu anlatımında araç olarak kullandığım görseller hakkında böyle bir sohbet ya da fikir alışverişi olmamıştır. Benim adıma kullanılan beyanlar tümüyle gerçek dışıdır. Haberi yapan bu konuda benden teyit almamıştır. Ama izinsiz olarak adımı kullanmıştır. Haberin bu bölümü de yalandır.
3- Mustafa Mutlu tasvir yapımını göstermek için bir araç olarak görselleri kullanılan domuz tasviri için, “Anadolu’da kullanılmayan bir tasvir”, ibaresi kullanmıştır, bundan kasıt Karagöz oyunlarında kullanılmadığı ise konu hakkındaki bilgisi endişe vericidir. Aynı eleştiri Hayrettin İvgin tarafından da yapılmış. Kendisini araştırmacı olarak tanıdığımız Sayın İvgin için de bu beyan çok talihsiz olmuştur. Çünkü: “Karagöz’ün Teehhül Etmesi”,“Büyük Biyav” ya da “Karagöz ün büyük evlenmesi” olarak bilinen klasik Karagöz oyununda, Karagöz’ün çeyizi perdeden geçer. Bu çeyiz içinde, fare kapanı içinde fare, geyik sürüsü, maymun sürüsü ve yaban domuzu sürüsü de vardır. Bir çeyizde elbet bunlar olmaz. Bir çeyizde ayı sürüsü olur mu? Çok ilgi çekici, absürt ve grotesk bir durum ortaya çıkaran bu bölüm oyunun olmazsa olmaz en can alıcı ve gülünç bölümüdür. Hem karagöz sanatçısı hem de bir araştırmacı olmam nedeniyle kanıt olarak elimde bulunan bir görsel materyali paylaşıyorum. Haberde bana ifade etmediğim beyanı atfeden ya da ifadesi yanlış yorumlanan Orhan Kurt’un bizzat kendisine ait Yaban Domuzu tasvirlerini bilginize sunarım(resim1)
http://farm4.static.flickr.com/3205/3127866927_cdbf869812.jpg?v=0
Resim1
Konu hakkındaki yazılı kaynak ise, tüm otoritelerin ana kaynağı olan, Hellmut Ritter in Karagös adlı eseridir. Bu eser Türkçeye çevrilmemiş fakat kaynak gösterilerek Cevdet Kudret’in hem bilgi(1968), hem de Yapı Kredi Yayınları arasında yer alan Karagöz adlı çalışmasında yer almıştır. Bilgi yayınlarından 1992 yılında yapılan baskısının 298. sayfasında oyundaki kişi hayvan bitki ve nesneler listelenirken şöyle denmiştir: “koyunlar, keçiler, develer, inekler, domuzlar, atlar, maymunlar, ayılar”. Aynı yerde 326. sayfada da bu hayvanların musiki eşliğinde geçişi anlatılır. Üzücü olan hem kendine bu sanatta 40 yıl biçen bir sanatçının hem de konunun uzmanı olarak kendini tanıtan Mustafa MUTLU’nun ve Hayrettin İvgin gibi bir araştırmacının bu konudaki eksik bilgisidir. Karagöz tasvir yapımı önemli bir ön hazırlık ister. Bu kataloga hazırlanan görseller de o an atölye olanaklarınca belirlenmiştir. Yaban domuzu konusunda rastgele ortaya çıkan bu durum aslen tüm dünyaya herhangi bir kompleksimiz olmadığı yönünde bir mesaj da taşımaya vesile olmuştur. Prof. Metin And’ın yok sayılan bilimsel çalışmasındaki görseller aşağıdadır. Altlarındaki not domuz tasvirlerinin TSM yani Topkapı sarayı müzesinde olduğunu göstermektedir.(resim2)
http://farm4.static.flickr.com/3199/3128696400_c3cf05dfe8.jpg?v=0
Resim 2
Karagöz oyunlarında domuz olmadığı yönünde verilen beyan yalandır..
4- Yine makalede geçen ve Karagöz tasvirlerinin tasavvufi arka planına örnek olarak verilen Haham tasviri eleştiri almıştır. Bu tasvirin tercihinin ana sebebi makalede anlatılan ışıkla çizgisel hat oluşturma konusuna en iyi örnek oluşudur. Osmanlı Musevi giyiminde sarı ve siyah renkleri hâkimdir, tasvirlerde çıplak gözle algılanabilecek ışık çizgisi resme dönüştüğünde etkisi kaybolduğundan bu tasvirin görsel anlatımda etkisinin fazlalığı nedeniyle tercihi söz konusudur. Eleştirilerde “Yabancılara hoş görünmek, ilgi çeksin” diye koyduğum iddia edilen bu tasvir, aynı bakış açısı ve içinde yer aldığı oyun düşünülürse aslen tam da tersine bir tepki alması gereken tasvirdir. Her dinden tutucu çevreler için bir din adamının perdeye çıkmasının hoş karşılanmaması beklenirken, bu tasvirle kime nasıl yaranılma çıkarsaması yapılabildiği hayret vericidir. Asıl ilginç olan böyle bir tasvirin olmadığı yönünde Mustafa Mutlu ve Hayrettin ivgin in açıklamalarıdır. Sanırım konu hakkında geleneksel ve sözlü gelenekten habersiz olan bu bakış aynı zamanda yazılı kaynaklara da uzaktır. İnsan 40 yılın nasıl geçtiğini, nasıl araştırmacı olunduğunu sorgulamadan edemiyor çünkü haham tasviri en çok oynatılan “S a l ı n c a k” adlı oyundadır. İlginç olan son 15 yıl içinde yapılan uluslararası festivallerin programı incelendiğinde hemen hemen her ustanın bu oyunu oynatmış olduğunun görüleceğidir. Eleştirinin can alıcı noktası haham diye değil, Yahudi diye bir tipin olduğudur. Aslen Yahudi diye bir tip yoktur. Kayserili Yahudi, eskici Yahudi, hokkabaz Yahudi… Yahu bu tiplerin genel adıdır. Haham ya da Hahambaşı da bir Yahudi tasviridir elbette. Oyunlarda bu tiplerin meslek ve yöresel durumları oyunu etkilemezse herhangi biri kullanılabilir ama Haham asla. Şimdi gelelim bu konudaki kanıtlarımıza. Metin And’ın Gölge oyunu adlı kitabında en arkada roma rakamları ile sayfaları verilmiş görsellerde haham ibaresiyle geçer.(resim3)
http://farm4.static.flickr.com/3042/3127867929_517fc2bfc4.jpg?v=0
Resim 3
Fakat yine Metin And’ın İngilizce yayınlanmış Karagöz adlı eserinde 75. sayfada İngilizce olarak “Rabbi” geçmektedir. Aynı eserde hokkabaz Yahudi tasviri de 55. sayfada bulunmaktadır. (resim 4-5)
http://farm4.static.flickr.com/3251/3128695916_665bc0f550.jpg?v=0
http://farm4.static.flickr.com/3106/3127867329_0c4ffd8900.jpg?v=0
Resim4-5
Sayfada en alt paragrafta Yahudi tasvirleri ile ilgili, kaç değişik tasvir olduğu neler olduğu konusunda kısa bir değinme vardır.
Mustafa Mutlu ve Hayrettin İvgin’in açık söylemleri yanına iliştirilmiş Orhan Kurt’a ait açıklamada bu tür bir beyan yoktur, fakat yayının genelinde sanki birbirini destekleyen üç eleştiri varmış gibi bir sunum yapılmıştır. Bu nedenle Orhan Kurt’a ait haham tasvirine ait fotoğraf da elimde olduğundan onu da sunuyorum. (resim 6)
http://farm4.static.flickr.com/3294/3128696246_3fd44c0780.jpg?v=0
Resim 6
Böyle bir tasvirin oyunlarda geçip geçmediğine ilişkin birinci yazılı kaynak Metin And’ın Geleneksel Türk Tiyatrosu eseridir. Kitabın 272. sayfasında, Hayali Memduh un Atatürk kitaplığındaki el yazması, Selim Nüzhet in Karagöz’ün salıncak Sefası ve Vasıf Okçugil’in Karagöz salıncakçı eserleri kaynak gösterilerek oyun anlatımında METİN AND şöyle demektedir:
“…Yahudiler gelir, önde Haham, arkada Yahudi’ler tabutu taşırlar…”
Ritter’in Karagös adlı bahsedilen eserde ve Cevdet kudret’in Yapı Kredi yayınlarından tekrar basım olarak çıkan 2004 yılına ait kitabının 890. sayfasındaki tasvir listesinde HAHAMBAŞI, oyun içinde ise 913. sayfada geçmektedir. Hangi zihniyet bu toprakları paylaştığımız kültürleri birbirine başkalaştırıp, Karagöz oyunlarına geçmiş folklorik öğeleri yok saymak istemektedir ortadadır. Yaşanan siyasi konjüktürle toplumu manuple edip bakanlıkta bin bir zorluk ve baskıyla ç a b a l a y a n l a r ı tasfiye etmek midir amaç…
Karagöz oyunlarında haham olmadığı yönünde verilen beyan yalandır.
5-Koleksiyonda yapılan tespitler hakkında da yine gerçeklerle bağdaşmayan ifadeler, Hayrettin İvgin tarafından kullanılmıştır. Yaklaşık 1400 tasvirlik bu arşivin taraması ve değerlendirmesinde sanatçı Metin Özlen ile birlikte bulundum. Benzer değerlendirme daha önce UNIMA ile işbirliği yapılarak Mustafa Mutlu ve Orhan Kurt ile gerçekleştirilmişti. Bakanlıkta çalışan ekip farklı kişilerden fikir alarak bunu belirleme yoluna gitmiş olsa gerek ki, benim kimi tespitlerim de bu yolda değerlendirme dışı bırakılmıştır. Kısaca fikrim sorulduğu ve fikrimi beyan ettiğim halde farklı notlanmış tasvirler vardır. Karagöz’ün ulusal rekabetin bir aracı yapılması üzücüdür; Fakat madem ki yapılmak isteniyor, katalogdaki üçyüzaltmış civarındaki tasvirden yalnızca iki adet tasvirin fes referansı ile böyle bir eleştiriye maruz bırakılması ve bunun manuplatif bir biçimde kamuoyuna yansıtılması mı, yoksa bu haber mi rekabette elimizi güçsüzleştirmektedir? Bunlar fes midir? Yoksa balkanlarda kullanılan daha sonra finol fes adını alan renkli takke midir? Bu akademik bir tartışmadır? Bence de festir. Ama bu konuda herkesten önce alınganlık gösterip eleştirmesi gereken ben olduğum halde, yaklaşık 40 yıldır tozlu raflarda kalmış bu koleksiyonun kamuoyu ile paylaşılması adına bu eleştirilerimi akademik platformlara saklamayı tercih ederim. Bir araştırmacının böylesine yıkıcı bir eleştiriyi yapıvermesi çok ilginçtir. Tekrar ediyorum 360 tasvirden sadece 2’si tartışmalıdır. Sunduğu çözüm de daha ilginçtir: Ben yoksam değerlendirme de yoktur demektedir. Çünkü bahsettiğinin tersine gelişmelerden UNIMA Başkanı’nın haberi vardır. Bu eleştiri de yalan üzerine kurulmuştur.
6-Sayın Mustafa Mutlu, “Katalogda Atatürk’ten hiç bahsedilmiyor.” demektedir. Mustafa Mutlu Ankara Devlet tiyatrosundan emeklidir ve onu tanıyanlar bu cümlesine gülüyor olsa gerekir. Ve ilginç olarak kendisinin de bulunduğu ve imza koyduğu tasnifte, Hatay’ın bağımsızlığı ve Cumhuriyet dönemi eğitimini simgeleyen öğrenci tasvirlerinin, tasnif dışına (yani çöpe) ayrılmış olduğunu çalışmamız sırasında gördük ve bir dalgınlık olarak yorumlayıp düzelttik. Çünkü amacımız bir hazineyi toplumla paylaşma projesine katkıda bulunmaktı, camia içindeki kişisel yada siyasi çekişmelere bu önemli çalışmayı aracı kılmak değil. Ama madem ki yeri geldi söyleyelim Mustafa Mutlu’nun Atatürk sevgisi dönemi yansıtan tasvirleri çöpe ayırdığı için yalandır.
7-Eleştirinin en ilginç tarafı bu yayının Yunan karagözü ile ilişkilendirmesidir. Popülarite adına korkarım yayını hazırlayan eleştiri alan makaleyi hiç okumamıştır. Eleştirileri yapanların yaklaşımı da aynı şüpheyi uyandırmaktadır. Makalede Karagöz tasvir yapım tekniğinin, Osmanlı mirasını ulusal kültürlerine uyarlayan Yunan ve Suriye tasvirlerine üstünlüğü özellikle vurguladım. Fakat bu makalede Karagöz tasvir yapımı bölümünü sadece klasik Karagöz tasviri yapımı ile sınırlı tuttum. Günümüzde bu tekniği bilen ve yapan usta sayısı pek azdır. Yirminci yüzyılın ortalarında damla Nevrekânlama, elektrikle ısıtarak Nevrekânlama da geliştirilmiştir. Renklendirmede de hazır boyalar tercih edilmeye başlanmıştır. Endişem o dur ki, bu akademik ve sanatsal yönden dayanaksız eleştiriler, aslen bu tekniğe yabancı kişilerin sanatsal ve akademik endişesidir. Beyanat verenlerin konu hakkındaki yetkinlikleri yalandır.
8- Gölgenin Renkleri adlı UNESCO için hazırlanan yayın Kültür ve Turizm Bakanlığı arşivinde bulunan Tasvir Koleksiyonu’nu içindeki eserlerin bir katalog olarak sunumu için hazırlanmıştır. Eleştiri alan makale ise başlangıçta sunulan tanıtım yazıları arasındadır. Oysa haberde bu görseller katalogun içinde gibi gösterilmiştir. Haberi hazırlayana bu haber hazır gelmedi ise bu yanlış bilginin sorumlusu kimdir? Heberi yapan kişinin bahsettiği kataloğu hiç görmediği beldir. Haberde yayının editörü olarak benim adım geçmiştir. Bu yalandır.
9-Diyelim ki bir muhabir bu konuda bir duyum aldı, yapacağı ilk şey eleştiri konusu olan Kataloğu incelemektir. Buradan bir çıkarsama yapamaz ise, Cevdet Kudret’in Üç ciltlik eserinde her oyun başında oyundaki kişiler yazılmıştır. Bunlar 6-7 satır tutan tek sözcükten oluşmuş listelerdir. Otuz civarında oyun olduğuna göre, okuyacağı 200 civarında kelimedir. 200 kelime okumaktan aciz Ömer ERBİL nasıl kültür haberi yapar. Haberin sunumu da ilgi çekicidir. Gazetenin birinci sayfasında kullanılan Karagöz tasvirinin kalıbı da geleneksel üsluptan oldukça uzak Kıbrıslı bir sanatçıya ait kalıptır. Kültürel etkileşim nedeniyle kolunun Yunan Karagöz’ü gibi uzun olması da, bacak bağlantılarının çoğu kez rastlanan yunan karagözü gibi aynı taraftan da, belden aşağı hareli haki yerine çimen yeşili kullanılması da çok doğaldır. Ama Karagöz’ü Yunanistan’a kaptırdık gibi bir içeriğin samimiyetindeki özeni göstermesi açısından da ilginçtir. Çünkü internette Karagöz yazılınca ilk karşımıza çıkan görseldir. Ne yazık ki internet sayfasında Hacivat’ı ile birlikte yayınlanmıştır. Katalogun değil, asıl bu haberin nasıl alel acele yapıldığı ve tak yanlı bir bakış açısına hizmet ettiği buradan da bellidir. Ömer ERBİL’in Karagöz’ün Yunanlılarla olan rekabete hassasiyeti yalandır.
10- Bu kültür haberini yapan Ömer Erbil şöyle demektedir. “UNİMA Türkiye Temsilciliği ve ünlü Karagöz ustaları, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı eleştiri yağmuruna tuttu.” Bundan kasıt kendi yazısı ise yanıtlıyoruz. Bir karagöz ustası ve UNIMA üyesi olarak biliyorum ki UNIMA’nın resmi ve yazılı olarak bakanlığa böyle bir eleştirisi yoktur. Ömer ERBİL bir yalancıdır.
KISACA BU HABER, BİR YALAN HABERDİR!
11-Ve son olarak. Bu eserde yayınlanan eserlerin tümü telif haklarına tabidir. Ve ÜÇ DİLDE açıkça yazılmıştır. Saygısız gazetecimiz, yalnızca yalan haber yapmamış bir de sanatçının haklarına el uzatmıştır. Ve makalemde kullandığım ve kendi yaptığım sanat eserlerine ait kendi çektiğim resimleri de kullanmıştır. Haberi kullanan siteleri de suçuna ortak etmiştir.
Bu kişisellik ve ırkçı siyaset kokan, toplumumuzun çok kültürlülüğünü yok sayan bakış açısıyla Karagöz’ün UNESCO’nun yaşayan kültürel miras listesine gireceğini sananlar ise yanılmaktadır. Çünkü eleştirinin bizzat durduğu yer, UNESCO’nun bu konuda koyduğu kriterlerin dışındadır.
Bu toplum’un birikimindeki hoşgörünün, kendine benzemeyeni başkalaştırmak ve sansürlemek anlayışına teslim edilmeyeceğini; bu bakışın bilgi, birikim ve sanat adına ne kadar cılız olduğunu, gazetecilik adına da utançlar taşıyan bu haber bir kez daha göstermiştir.
Kültürümüzü, sansürlemeden, siyaseten budayıp cılızlaştırmadan yaşatmak bizlerin sadece bize değil, DÜNYA’ya olan sorumluluğudur. Evrensellik komplekslerden arınmak ve özgür düşünebilmekten geçer. Karagöz’ü sansürlemek kimsenin haddine değildir. Karagöz’e Musevi kültürünü, Rum kültürünü, Ermeni kültürünü, Türk kültürünü kimse yasaklayamaz. O bir halk tiyatrosudur. Bir halk kendini inkar edemez. Toramanlısı da, siyasal taşlamalısı da, yaban domuzlusu da bu halkın kültürüdür.
Saygılarımla
Alpay EKLER
Karagöz Sanatçısı ve
Kocaeli Ünv.
Sahne Sanatları Öğr. Gör.
yaklaşık 1 yıl önce
Diyelim ki bir muhabir bu konuda bir duyum aldı, yapacağı ilk şey eleştiri konusu olan Kataloğu incelemektir. Buradan bir çıkarsama yapamaz ise, Cevdet Kudret’in Üç ciltlik eserinde her oyun başında oyundaki kişiler yazılmıştır. Bunlar 6-7 satır tutan tek sözcükten oluşmuş listelerdir. Otuz civarında oyun olduğuna göre, okuyacağı 200 civarında kelimedir. 200 kelime okumaktan aciz Ömer ERBİL nasıl kültür haberi yapar.
………..Bu kişisellik ve ırkçı siyaset kokan, toplumumuzun çok kültürlülüğünü yok sayan bakış açısıyla Karagöz’ün UNESCO’nun yaşayan kültürel miras listesine gireceğini sananlar ise yanılmaktadır. Çünkü eleştirinin bizzat durduğu yer, UNESCO’nun bu konuda koyduğu kriterlerin dışındadır
Kültürümüzü, sansürlemeden, siyaseten budayıp cılızlaştırmadan yaşatmak bizlerin sadece bize değil, DÜNYA’ya olan sorumluluğudur. Evrensellik komplekslerden arınmak ve özgür düşünebilmekten geçer. Karagöz’ü sansürlemek kimsenin haddine değildir. Karagöz’e Musevi kültürünü, Rum kültürünü, Ermeni kültürünü, Türk kültürünü kimse yasaklayamaz. O bir halk tiyatrosudur. Bir halk kendini inkar edemez. Toramanlısı da, siyasal taşlamalısı da, yaban domuzlusu da bu halkın kültürüdür.
…………………………………………………………………
tamamını okumaya çalıştım. en canalıcı yerlerine kopyaladım yazıyı uzun bulup okumaktan kaçınan arkadaşlar hiç olmazsa bu kesiti okusunlar. (tabii bu sanata az çok ilgi alaka gösteren arkadaşlarımız.)
kaybolan milletler önce kültürlerini kaybetmişlerdir…
tek tek, tane tane kaybetmiş ve silinmiştirler.
ne isterdim!!!
hacivat karagöz oyununu çağımıza uygun bir şekilde modernize edip stend up formatlı tv pogramları yerine herkesin zevkle izleyibileceği bir proğrama dönüştürülmesi…
HACIVAT VE KARAGÖZ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ ?
FİLMİNDEN ÇOK ETKİLENDİĞİM İÇİN MİDİR BİLMİYORUM BU KONUYA ÇOK İÇTEN İLGİ ALAKA GÖSTERDİM…
DÜŞÜNSENİZE;
O FİLMDEKİ KADAR GÜZEL KOMEDİ SENARYOLARI,
KÜLTÜR BAKANLIĞININ DESDEĞİ İLE ÜLKENİN ÖNDE GELEN SANATÇILARINCA YENİDEN YAŞATILIYOR!
EKRAN KARŞISINDA YEDİDEN YETMİŞE ZEVKLE İZLEYEBİLİYORUZ!!!
NE DERSİNİZ ÇOK MU HAYALİ?
yaklaşık 1 yıl önce
Alpay Ekler’in sanırım anlayamadığı nokta şu. Bu domuz ve haham figürleri Karagöz oyununda var mı yok mu tartışması değil tartışma.
Türk kültürünün ürünü olduğu iddia edilen karagözü Türk ve islam kültüründe murdar,necis, pis ve haram olarak değerlendirilerek nefret edilen bir tasvirin bu işin simgesiymiş gibi gösterilmesi.
Karagözle ilgili yüz şey say dendiğinde kesinlikle akla bile gelmeyecek bu necis varlığın Karagöz tasvirlerini ve oyununu temsil edecek nitelikte sunulması.
Bunu savunun. Konuyu anlayın ona göre savunma yapın. Domuzun tarafında yer almayın.
Bahanenizi tekrar edin mesela. Yabancılara hoş görünür diye yaptım. Bun lafınızı savunun.
Haham vardır yoktur diye savunma yapacağınıza Hacı bektaşın Yunusun şiirlerinin altına Türk Mistik karakteri olarak algılanabilecek haham figürünü niye koydunuz. onu anlatın. Bunu kime şirin gözükürüz diye yaptınız onu söyleyin.
Tutup ta burada uzun uzun domuz vardır, haham vardır diye anlatmayın da bunlarla bizim ne alakamız var ve bunların bizim kültürümüzü tanıtma da ne kadar yeri var onu anlatın.
Yapım tekniklerini anlatırken türlü boyalardan söz ederken sadece kenarlarına siyah boya sürdüğünüz neredeyse hiç boyanmayan ve derinin orijinal rengiyle birebir bir tasvir yerine canlı renklerle bir çelebi, zenne veya başka bir tasvir koysydınız kim buna itiraz ederdi. Hem de ne güzel olurdu. Doğru valla hata yaptık demek bu kadar zor olmamalı.
İşe bir de böyle bakı diye bunları yazıyorum. Bir de böyle bakın.
yaklaşık 1 yıl önce
Değerli arkadaşım mithat can!
Bu kadar detaya girmek doğrumudur bilmem ama:
1-BU katalog çalışması için iki yıl önce UNIMA (yani beni eleştirenlerden biri genel sekreter, diğeri kurucu üye) Koleksiyonun değerlendirilmesii çin görevlendirilmitir. Bir sivil Toplum Kurluşu olan UNIMA ile bakanlığın nasıl bir ilşkide neler karşılığında bu tür hizmetleri yapacağı açıktır. bakanlık 1400 tasvire kimliklendirme yapmak istemiş ve ilginçtir ki, habere konuolan ve eleştirinin kaynağı olan Orhan Kurt ve Mustafa mutlu ekspertiz yapmıştır. Ama bu çalışma sonucu koleksiyonun yarısından fazlası yine kimliksiz kalmıştır. Konu benim önüme geldiğinde benim katkım için herhangi bir bedel sözkonusu olamayacağı söylenmiştir. Benim tahminim bu konuda ayrılan bütçenin zaten daha önce UNIMA aracılığı ile harcanmış olduğudur. Tekrar ediyorum burası önemli: ne makalem için, ne de Koleksiyonun ikinci tasnifinde ban herhangi bir bedel ödenmemiştir. Siz yayını görmediniz sanırım. Buradaki görseller yaklaşık 10 cm den, tıpkı ticari kataloglarda kullanılan görseller kalitesindedir. Belki bilirsiniz belki de bilmiyorsunuzdur. Bu çekimlerin maliyeti çok yüksektir. Bu çekimleri de benim yetiştirdiğim bir karagöz ustası olan Deniz Karalar yapmıştır. elindeki makine tam profesyonel değildi ve çok uğraştık. Bir başka tasvirle başlamıştık, fakat onu bitirdiğimizde elimizde kaliteli görseller yoktu. UNIMA nın bana makale için tanıdığı süre belliydi. Bir ay! Ve Yaz ayında bu işi yapıyorduk. Bu önemli. Niye? derinin belli bir tavı vardır işlemek için, beklemeye gelmez sıcakta. Daha sonra tekrar nemlendiremzsin bukez açtığın delikler bozulur. İlkinden sonuç alamayınca, elimizdeki temizlenmiş deriye uygun, en az görselle anlatılacak, yani birkaç parçadan oluşmayan tek parça bir çizim aradım ve üzerindekişlemeleri az olan bahsedilen yaban domuzu figürünü kullandım. O’nda da başarısız olsa idik, yeniden deri temizleyip bir başka tasvir yapacaktık. Yazımda bahsettiğim atölye olanakları ile bahsettiğim budur. Yani, bana tanınan süre, bu iş için bir bütçenin olmayışı, ve deri işleme tekniğinin zorlukları.
Şimdi gelelim domuz meslesine. Bu beni üzdü. Ben bir istanbulluyum dedem beş vakit namaz kılardı tesbih ustasıydı, babam da yağlıboya resimler yapardı. Ben çocukluğumdan beri biliyorum ki hani şu traş olduğumuz fırçalar da, yağlıboya fırçaları da DOMUZ kılındandır. Size nasıl öğretildi bilemem sevgili kardeşim. İlahiyatçı değilim, ama size de mealleri iyi okumanızı tavsşye ederim. DOMUZ’un etini yemek yasaktır. Ayette geçen necis te et için kullanılmıştır. Bugün tershanelereimizdeki kızaklar hala domuz yağıyla yağlanıyor. Fatih Sultan Mehmet de gemileri kaydırıken margarin kullanmamıştır. Domuz da Allahın yarattığı bir hayvan, ama kimileri Allahtan daha iyi biliyor, eti için kullanılan sıfatı hayvana yüklüyor. Ben mi çok kızıyorum nedir? Domuzun resmini görmekle etini yemek akla geliyorsa asıl orada bir sorun var gibi geliyor bana.
bana yapılan eleştişride Haham var mesela ne yani İmam mı koysaydım?
Sizin eleştirinizi de nırmal karşılıyorum, çünkü karagöz hakkında beni eleştirenlerin idda ettikleri gibi bir uzmanlık iddianız yok. Bunları bilmeniz de gerekmiyor ama:
1-Madem Domuz Necis ve haram,ve zorunluluk karşısında allah bağışlayıcıdır denmiş, neden hiçbir şartta kabul edilmeyen içki böyle tepki yaratmıyor. Devlet eliyle kumar oynatılınca helal mı oluyor? Bahsedilen katalogta yirmiye yakın tuzsuz deibekir tasviri var, hepsinde de içi şarap dolu şişe var. Bu niye,sizi geçelim, kendilerine uzman diyenleri rahatsız etmiyor.
2-Giderek din dersine döndü ama, katalogda Tiryaki tasvirleri var, ellerinde afyon çubukları, ellerinde afyon çiçeği koklarken. uzmanları bu rahatsız etmiyor.
3-Katalogta beni eleştiren Orhan Kurt’un ustası Ragıp Tuğtekin’in EE1974.0113 nolu 209. sayfada yer alan Zenne tasvirinin göğüsleri tümüyle açık. Benzer tasvirden katalogta farklı sanatçılara aiten az 10 adet var. Uzmanları bu da rahatsız etmiyor.
4-Yapı Kredi Bankası bir Ragıp Tuğtekin albümü yayınladı 2001 yılı olması gerek. Bu albümde Von Luschan a ait bir kleksiyon da yer aldı. Aynı zamada bir sergi ve konferanslar düzenlendi, gösteriler yapıldı. Beni eleştiren karagöz sanatçıları da ben de bu tanıtıma katıldık, UNMA başkanı dahil pekçok kişi konferanslar verdi. Ama bu katalogtaki cinsel organı ortada olan Luschan koleksiyonundaki Tasvir kimseyi rahatsız etmedi. Yoksa bu uzmanlar o zaman daha uzmanlaşmamışlar mıydı..
5-http://www.milliyet.com.tr/Ombudsman/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetayArsiv&ArticleID=1033869&Kategori=ombudsman&b=&ver=18
Sanırım siz milliyet’in tekzip yazısını da okumadınız. Yani haberi yapanın savunmasını. Orada bile hala 6 sayfa boyunca Domuz da douz diye tutturuyor bu arkadaşımız. Yalan! O sayflar altı sayfaya düşürdüğümüz karagöz tasvir yapım aşamaları. Tam görüntü bir resimde, bir önceki sayfada tasviri tanıyorsan biraz anlarsın. Ama dört sayfadaki görsellerden domuzu görmek için gazetecinin ermiş olması gerekiyor. anlaşılıyor ki birileri anlatıyor o ise yazıyor…
6-Katalogdaki makale, 17.yy dan ilk kez ortaya çıkan yazılı belgelerle karagöz tasvirinin felsefesini anlatıyor. Sen haberi gazetede okudun. Senin için bubir haber. Ama eleştirenler için o akademik bir tez. Uzman yaftası kullanmak öyle kolay mı? O zaman uzman gibi eleştir. O meşhur domuz tasvirinin heen altında solda/tesadüf dizgi ile öyle olmuş/ bir epigram var. Makalelerde yeni başlık açarken böyle şiirler kullanılır yada özlü sözler. Ben de bir perde gazeli kullandım. O domuz resminin altındaki epigram sanki tanrı tarafından bu tür eleştirilere bir cevapolsun diye denk gelivermiş:
“Görünen perdedir amma verâ’sın bilmedir maksûd
Cihana i’timad etme hemân zıll-i Hayâl anla”
senin için sadeleştireyim:
Görünen perdedir fakat, ardını anlamaktır amaç
Dünyaya güvenme, acele et hayalin gölgesini anla.
Yazım da şöyle bitiyor:
Tehî Sanma bunu şeyh Küşteri yâdigârıdır
Ne gûna gösterir bak âlem-i sahip kemâl anla.
Boş sanma bunu şeyh Küşteri mirasıdır
Ne renkli şekiller gösterir evrenin sahibi, Bak kusursuzluğu anla.
Bence konu hakkında bilgilenmek isteyenler
Kültür ve Turizm Bakanlığı
Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü
İsmet İnönü Bulvarı No: 5 06100
Emek / ANKARA
adresinden
bu yayını ücretsiz olarak edinip
bu konudaki eleştirilerini
ondan sonra yapsınlar.
Kimi hınzırlara prim vermesinler..(sahi hınzır ne dmek acaba?)
Alpay EKLER
Karagöz Sanatçısı
Kocaeli Ünv. Sahne Sanatları. Öğr. Gör.
yaklaşık 1 yıl önce
ÖNEMLİ DETAYLAR:
1-UNIMA başkanının bana ısmarladığı bu makale, UNESCO dosyasına konsaydı, teknik olarak bakanlık ve UNIMA başkanı dışında kimsenin haberi olmayacaktı. UNIMA başkanı hernedense makaleyi okumadan beni bakanlığa yönlendirmiştir. Karagöz’ü tanıtacak olan asıl bu dosyadır. UNIMA başkanın basında hiçbir açıklaması yok. Nedendir acaba?
2-Tartışma konusu olan tasvirler makalededir. Makale üç dilde yayınlanmıştır. Görsellere makale içinde işret edilmiştir bk resim 16. gibi. UNESCO nun makaleyi okumadan resimlerine bakarak mı bu tanıtımı algılayacağı sanılmaktadır ki bu resimlerin tanıtımdaki işlevleritek balına sorgulanabilsin.
3-Katalog çalışmasınında asıl amacı bu güne kadar kültür ve turizm bakanlığının bu konuda yani karagöz tasviri konusunda yayın yapmamasıdır. Koleksiyonun ikinci tasnifi de UNIMA nın daha önce yaptığı tasnif gibi sonuçsuz kalsaydı. Bu katalog olamayacaktı. Bu olunca kataloğun basımı gündeme geldi ve tahmin edilenden daha kısa bir sürede basılacağı anlaşılınca biraz daha hızlandırlıp UNESCO Hükümetler arası toplantısına yetiştirildi. Yani bu katalogta UNESCO için hazırlandığına dair bir işaret, bir bilgi, bir ibare zaten yoktur. Bu katalog Türk milleti bilgilensin diye hazırlanmıştır. Baskı sayısı ile UNESCO toplantısında dağıtılan sayı arasında katınca fark oluşu da bunu göstermektedir.
4-Karagöz tasvirlerinde canlı renk elde etmenin en iyi yolu, plastik malzemeyi cam boyası ile boyamaktır. Medem geleneğe uyarak deri işliyoruz, geleneğe uyarak da doğal boyalarla boyarız. Bu nednle canlı renk veren tasvirler ne sanatsal, ne tarihi, ne de ekonomik değere sahiptir. Yine de bu tür çalışan ustaların da eserlerine kataologda yer verilmiştir. Bahsettiğimiz bir tek tasvir yanında 350 tasviri yanına koymadan bir eleştiri bana ilginç geldi. dediğim gibi kataloğu görmeden ikinci el bilgilerden değil. Kataloğu görerek bu eleştirleri yapınız. Makale bilimsel bir tez içeriyor, işte mesle de bu, kısa olduğu için diğer teknikleri anlatmadım ve kimi kendine usta diyenler, hazır boyalarla daha kolay teknikler kullandıkları için bu onları rahatsız ediyor. Canım bilmiyorlarsa makaleden öğrendiler demektir. Yok o da yetmezse bir ara toplarız takımlarımızı ayaklarına gider öğretiriz. Bir milletin kültürünü yok sayarak kendi sanatını yüceltemezsin. Benim o tasvirde kullandığım boyayı önce yapabileceksin, sonra eleştireceksin. Kırtasiyeden al boya diyorsun bana. Sen dediğin için kızamıyorum. ama o uzmanlardan biri söylese, UNESCO ya karagöz animasyonu gönderelim daha gelenksel olur derdim..
:)
yaklaşık 1 yıl önce
İKinci NOT:
Örnek verelim: Karagöz ile ilgili bir yayınla kim ilgilenir. Hele bu yayında yaşayan karagöz oynatıcılarının hiç görmediği antika tasvirler de varsa. Akademik çevreler ve sanatçılar. Diyelim ki üreme organları ile ilgili bir makale yazıyorsunuz ve resim kullanmanız gerekiyor. Burada bir çekince taşır mısınız? Bilimsel eserlerde ne dini, ne etnik taraf olmazsınız. Okurken de yazarken de. Onun ayrı bir etiği vardır.
Hacivat Karagöz filminden bahsedilmiş…
Çok ilginç.
Ve beğenilmiş. Ben de çok beğeniyorum. Özellikle Türkiye’nin son 30 yılını anlatmasını ve mizahın giderek nasıl baskı alındığını masallaştırmasını. Fakat, Gölgenin Renkleri adlı yayını eleştirnlerin durduğu noktadan bakınca hiç öyle olmuyor. Şoven yunanlılar Karagöz’ü mavromatis yada Ezopos a bağlarlar. Kara gözlü anlamına geldiğini söylerler. Ve Karagöz ü iskender dönemine kadar götürürler. EZopos kara gözlü demek ise, Filmin başında ANLATAN: EZOP yazısı ne olacak..
Bence Ezel Akay isim benzerliğinden yararlanıp Ezel yerine bunu koymuş.
Ama öküz altında buzağı arıyorsak…
ANLATAN: EZOP ne demek?
Konuyla ne ilintisi var?
yaklaşık 1 yıl önce
ben anlamam arkadaş
ne yapın yapın sahip çıkın şu kültür mirasımıza
yunan işgali yaptırtmayın bana…
1920 de maraşlılar kahramanlık destanı yazdı, 1925′te dünyada madalyalı tek şehir oldu. (sonra antep de bi madalya almış ama çakma madalya sunni antep) :)
özetle uzmanların yazdığı o terimlerden pek anlamam
o kadar uzun yazıları okumak zorunda da değilim
haticeye değil neticeye bak.
o kültür bizde kalacak!!!
-işte o kadar…