Tarih 19 Aralık 2008 Yazar Yaşarzade
İlköğretim sıralarında sorulduğunda bazılarımız doktor, mühendis, pilot hatta cumhurbaşkanı olmak istediğimizi söylerdik. Ancak yıllar ilerledikçe insanlar kendilerine daha uygun ve daha gerçekçi hedefler belirlerler gelecekleri adına. Ve artık hayallerimiz hatta günlük yaşantımız bile bu hedefler çerçevesinde şekillenir. Okullarda gördüğümüz derslere verdiğimiz ağırlık bile bu seçimimizden doğrudan etkilenir, örneğin ingilizce öğretmeni olmak isteyen biri ne diye matematiğe hayvanlar gibi asılayım diyebilir, nasıl olsa işine yaramayacak.
Ve gün gelir daha önceden hedeflediği geleceğe bir adım daha yaklaşmak için bu insanlar ÖSS hendeğinden atlamaya çalışırlar, üstelik bugün son yapılan düzenleme ile yapıldığı gibi daha önce mezun olanları görmedikleri psikoloji sorularına maruz bırakılarak. Netice de hendeği aşmaya çalışanların çoğunun ayağı takılır ve düşerler hendeğin içine.
Hendeği aşanlar ise hayatlarını kurtardıklarını sanarlar ki çoğu insanın asıl yanılgıya düştüğü yer de burasıdır. Çünkü asıl hayat hendekten sonra başlıyor. ÖSS’den önce eğitim kurumlarının gençliğin kafasını bir yığın gereksiz bilgi yığınıyla meşgul etme durumu, sınavdan hemen sonra da devam eder. Örneklendirecek olursak bütün eğitim fakültelerinde öğretmenlik okuyanların psikolojik kuramlara mazur bırakılması gibi. Neden gereksiz ki bunları öğrenmek, öğretmenlik insanla uğraş, insana şekil verme işidir bu nedenle psikoloji alanından yardım almak şarttır diye bir tezle bana karşı çıkabilirsiniz ve bu tezinizde de haklı olabilirsiniz. Ancak şunun altını çizmek istiyorum bu konu da, yaşama uyarlanamayan ileride işime yaramayan herhangi bir bilgi sizce geçerli midir? Tabiii ki hayır. Bu durumda okullarımız da ders veren hocalarımıza bir bakalım ( en azından şimdiye kadar karşılaştıklarımıza bakalım) bunlardan hangisi derslerini üniversitelerde gördükleri psikolojik kuramlara dayandırarak işledi. Haa yok mudur gerçekten bunu yapan, vardır elbette ama onlar da öğretmenlik mesleğine yeni başlamış, ilk yıllarının verdiği heycanla daha tez kanlı olanlardır. Yıllar geçip daha da tecrübeleştikte onlar da Bruner’lerin, Bloom’ların, Vigostky’lerin kuramlarını bir çöp parçası gibi kenara itip kendilerine en uygun olan HAYDAR kuramını benimserler.
Yani diyeceğim o ki, pratikte işe yaramayan her şey gereksiz bir çöp yığınıdır ve bizim eğitim kurumlarımızda ( ilk basamağından tutun, son basamağına kadar) verilen eğitim de külliyen bir çöp yığınından başka birşey değildir. Genç nesillerimiz de maalesef bu çöp yığının içinde can havliyle geleceğini aramakta…..
Tarih 12 Kasım 2008 Yazar Yaşarzade
Yıllardır eğitim sistemimizdeki çarpıklıklar üzerine tonlarca tartışmalar, eleştiriler dinledik. Zaman zaman şöyle bir oturup da baktığımızda bu yapılan eleştirilerin pek de yersiz olmadığını gördük kendimiz de. Zira, her eğitim kademesi sonunda, eğitim dünyasından veya şöyle diyeyim bir eğitim kurumunda yapılması gereken eğitim faaliyetlerinden habersiz bir test üretim merkezi tarafından hazırlanan çoktan seçmeli ve bana sorarsanız gerek içerik gerekse kapsam olarak hiç bir geçerliliği olmayan yeterlilik sınavları eğitim kurumlarından mezun olan öğrenci arkadaşların önüne serilip iki veya üç saat gibi bir süre içerisinde bu geçerliliği bile muallakta olan sınavlarda sorulan sorular çerçevesinde ileriki hayatlarına şekil verilmesi isteniyor. Bu yeterlilik sınavlarına gelince zaman zaman isimleri değişse de (OSS,OYS, OKS, SBS, LGS ve daha niceleri) mantıkları hep aynı.
Ülkemizin geleceği bu tür sınavların eleğinden çıkmaya başlayınca, eğitim kurumlarımızda verilen eğitimin amaç ve hedefleri de bu sınavlara göre şekillenmeye başladı. E bir eğitim kurumundaki eğitim faaliyetlerini o kurumun hedefleri belirlediği için dolayısıyla okul sıralarında verilmeye çalışılan eğitim de doğrudan bu sınavlara yönelik olur hale geldi. Ve sonuçta okullarda verilen eğitim ve öğretim öğrenciye kalıcı izli davranış değişikliği yaratma amacından çok SBS, OKS, OSS de iyi puan alma amacına doğru kaymaya başladı.
İşin eleştirisini yapmak, konunun bu kadar uzmanı varken elbette benim haddim değildir(!!!!) ancak şuan ki eğitim sisteminde kendi gördüklerimi biraz da bugünkü Muazzez Hocamızın dersinde işlenen konulardan etkilenerek anlatmaya çalıştım. Bu arada 2009 ÖSS’deki derslerin içeriği ve katsayılarıyla oynamışlar bu sene, bunu da bildirmek isterim…
Yeni ağırlıklar;
2009- ÖSS’deki Testler ve Kapsamları
|
Test
|
Testin kapsamı
Soru Sayısı Bakımından Yaklaşık Payı (%)
|
|
Tür
|
Türkçe’yi kullanma gücü ile ilgili sorular………………… (100)
|
|
Sos-1
|
Sosyal Bilimlerdeki temel kavram ve ilkelerle düşünmeye dayalı sorular
Tarih………………………………………………… (43)
Coğrafya……………………………………………… (34)
Felsefe………………………………………………. (23)
|
|
Mat-1
|
Matematiksel ilişkilerden yararlanma gücü ile ilgili sorular………………… (100)
|
|
Fen-1
|
Fen Bilimlerindeki temel kavram ve ilkelerle düşünmeye dayalı sorular
Fizik……………………………………………………… (33,3)
Kimya…………………………………………………. (33,3)
Biyoloji…………………………………………………… (33,3)
|
|
Ed-Sos
|
Türk Edebiyatı – Dil ve Anlatım………………………….. (67)
Coğrafya* …………………………………………..…….. (33)
|
|
Sos-2
|
Tarih (Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi dahil) …………………………. (44)
Coğrafya…………………………………………………….. (17)
Psikoloji……………………………………………………… (13)
Sosyoloji…………………………………………………….. (13)
Mantık……………………………………………………….. (13)
|
|
Mat-2
|
Matematik…………………………………………………… (60)
Geometri…………………………………………………….. (30)
Analitik Geometri…………………………………………… (10)
|
|
Fen-2
|
Fizik…………………………………………………………. (33,3)
Kimya……………………………………………………….. (33,3)
Biyoloji………………………………………………………. (33,3)
|
Tarih 18 Eylül 2008 Yazar Yaşarzade
Enteresanlıkların ülkesi güzelim yurdumun sevgili yönetici büyükleri biz sayın halkını canlarına ciğerlerine basadursun arkamızı döndüğümüz anda “vayyyy salaklar” dediklerini duyar gibi olmak çok acı. Çok eğlenceliymiş aslında insanlarla dalga geçmek. Yıllarca harcanan emeklerin sonunun koskoca bir sıfır olduğunu görmekmiş kavramak vede aldatılmışlığın verdiği acıyı yüreğinde hissetmekmiş tecrübe. Evet sayın bakanım tecrübeliyiz sayenizde. Aldatmayı başardınız bizi yıllarca,helal olsun sizlere. Önce branşlaşmanın öneminden bahsedip daha sonra bu da ne salak bir uygulama dercesine farklı bölümlerden mezun insanları aynı soruları çözmeye maruz bırakmak. Neymiş bu matematik,tarih ,coğrafya. İmanın yedinci şartı olarak gönderildiler de bizim mi haberimiz yok. Sırat köprüsünden geçerken sorulacak sorular arasında bu bölümlerden kaç soru var. Polis olacak kişiye, doktora,avukata, hakime,memura ,öğretmene,öğrenciye, ve daha Allah bilir kimlere. Neden bu kişilerin hepsine aynı sorular soruluyor doğrusu anlamaya imkan yok. Neden insanları kendi aldıkları eğitim üzerinden değerlendirmeyi düşünmüyorsunuz. Zeytinin en çok nerde yetiştiğini bilmeden polis yada doktor olunmuyor mu yada çemberin çapını hesaplamayı bilmeden ingilizce öğretmeni.
Sonra sevgili bakanımız diyor ki “öğrencilerin dershaneleri okullara tercih etmesinin önüne geçmeliyiz”. Öğrencileri okuldan uzaklaştıran ve dersanelere gitmek zorunda bırakan da sizsiniz sonra bunu eleştirende. Sistemi kurup daha sonra sonucunu eleştiriyor olmak çok komik. Arkadaşım! Bu sistemin en başındaki kişi sensin, değiştirmek senin elinde ve kendi hatalarını görmektense dershaneleri suçlayıp duruyosun. Yazık.
Bir de ücretli öğretmenlik diye bir şey var. Kendisine sorulduğunda sayılarının en fazla 10-15 bin civarında olduğunu ifade eden sayın bakanımızın aksine sendikaların raporlarında ücretli öğretmenlerin sayısı 100 bine ulaşmaktadır. Ayrıca ücretli öğretmen olarak görevlendirilen bir çok insanında öğretmenlik mesleğiyle uzaktan yakından alakası olmayabilmektedir. Bir makine bölümü mezunu ingilizce öğretmeni olabiliyorsa, üniversitelerdeki eğitim fakültelerinin fonksiyonu nedir? Girdiğin ders başına aldığın paradan başka hiçbir gelirinin olmadığı bu sistemde kadrolu bir öğretmenin maaşının yarısından daha az bir gelir elde edilebilmektedir. Yurdum insanının yasalara uymaktansa yasaların açıklarını yakalayıp onlardan yararlanmaya çalıştığından yakınan sevgili büyüklerimiz ücretli öğretmenlik sayesinde bir öğretmene ödeyecekleri parayla iki öğretmen çalıştırıyor, sonrada şu kadar öğretmenimize iş olanağı sağladık diye hava atıp duruyorlar. Bu da yetmezmiş gibi atamaların yapıldığı salonda en öndeki koltukta oturup atananların sevincini paylaşıyoruz diye medyada boy gösteriyorlar. Atanamayıpta arka sırada ağlayanları düşünen yok tabii. Atanamama sebebine bakar mısınız? Kendi bölümüyle alakası olmayan bir kaç soruyu diğer arkadaşlarından daha az çözdüğü için kutsal kpss sınavında. Yazıklar olsun sevgili bakanım.
Bilgileri taze olan gencecik beyinleri bir kenara atıp, yeni çıkan yöntem tekniklerden bi haber olan ,klasik öğretmenlik anlayışın dışına çıkmaktan aciz ve yaşı hayli ilerlemiş öğretmenleri tercih etmekten vazgeçmeyen sevgili büyüklerimize saygılarımızı sunar, “bir işi yapacaksan en iyisini yapacaksın, yok yapamıyacaksan bırak en iyi bilen yapsın” mantığına inanan kişiler olarak sizleri de bu inanca sahip olan bizlerin arasında görmeyi ve koltuk sevdanızdan bir an önce vazgeçmenizi canı gönülden dileriz.