sevenpounds“In seven days, God created the World… and in seven seconds, i shattered mine.”

Yedi. Yedi isim; yedi yabancı. Yedisinin de ortak noktası tek br sır…

“The Pursuit of Happyness”  dan sonra bir kez daha ve gerçekten anladım ki, Will Smith drama işinin hakkını veriyor. Henüz Türkiye’de herhangi bir sinemada ya da müzik markette rastlamadığım bir film bu “Seven Pounds”, bu yüzden ismi orjinal bırakmakta bir sakınca görmedim.

Alıntıdan ve isimden de anlaşılacağı üzere film “yedi” sayısının bir insan hayatı üzerindeki etkilerini ve yedinin kefaretini ödemeye çalışan bir IRS çalışanının hayatını konu alıyor. Zor durumda olan insanları bulup onlarla devlet adına görüşüyor ve durumlarında bir değerlendirme yaparak onlara bir şans vermeye ya da vermemeye karar veriyor.  Başlangıçta sıradan bir drama konusu işleniyor gibi, yani en azından yönetmen izleyicide o tadı bırakmak istemiş. Daha sonra işler öyle bir hale geliyor ki bırakın olayları, kişilerin bile gerçek kimliklerini tam olarak anlayamıyorsunuz. Ve işte o an geldiğinde, daha önce de size sunulan ama çok anlamsız bulduğunuz diyalogun son verdiği ve başlattığı olaylar zinciri birden zihninizde beliriyor. Bir dakika önce anlamsız olarak gördüğünüz herşey toplanıyor, ve boğazınıza bir düğüm gibi yapışıyor; insan ömrünün değerliliğini, ne kadar bir ince çizgide yaşadığımızı, bedel ödemenin insana hayatında ne derece değişiklikler ve fedakarlıklar yaptırabileceğini ve bunları yaparken ne kadar titiz davranıldığını gözler önüne sererek…

Şu Flashback (ket vurma) tekniği gerçekten usta ellerde nefis tatlar verebiliyor. Hele ki Will Smith tam da bir flashback in sonunda kan ter içinde uykusundan uyanıyorsa işte o zaman tadından yenmiyor bile. İnce düşünülmüş detaylar ve ilk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünen hareketlerin sonunda ustaca birbirine düğümlenmesi de ancak Gabriele Muccino gibi yetenekli bir yönetmenin ellerinde hayat buluyor.

Film hakkında düşüncelerimi belirtirken bu kadar zorlanmamın ve lafı çok dolandırmaya meyilimin sebebi şu, belki film hakkında bir fikre, bir yargıya; hatta önyargıya kapılmanızdan korkuyorum. O yüzden detaya ait hiçbir belirti vermeden bu filmi izlemeye ikna etmeye çalışıyorum sizi. Çünkü izlemelisiniz… Bu filmi izleyin. Ne yapıp edip bir yerden bulun ve hayatınızın 118 dakikasını, geri kalan yıllarınızı sorgulamak adına bu filme ayırın. Eminim pişman olmazsınız. Kimbilir, içinizdeki sorunun cevabı belki de bu 118 dakikada gizlidir…